
Peygamber Habakkuk, hem İbrani kanonunda hem de Yetmişler çevirisinde (Septuaginta) Eski Ahit’in on iki “küçük peygamberi” arasında sekizinci sırada yer alır ve Kutsal Kitap edebiyatının, hayatlarından çok sözleriyle tanıdığımız kişilerinden biridir. Onun adını taşıyan kitap, yalnızca üç bölümdür; ne baba adı ne doğum yeri ne de bir tarih verir, yalnızca peygamberin adını ve unvanını anar. Bugün sinaksarionlarda kabilesi, babası ve ölümü hakkında okuduklarımız ise yüzyıllar sonra kaleme alınmış, çoğu zaman birbiriyle de çelişen sonraki Yahudi ve Hristiyan geleneklerinden gelir. Ortodoks Kilisesi onu 2 Aralık’ta anar. Kitabın kendisinin söyledikleriyle sonradan etrafında biriktirilenleri ayırt etmek, bu yüzden, bence ona yaklaşmanın tek güvenli yoludur.
Bir ad, iki kabile ve neredeyse hiç biyografik bilgi
İlk sorunu adın kendisi çıkarır. İbranice metinde peygamberin adı Havakkuk’tur; Yetmişler bunu Ἀμβακούμ (Ambakum) olarak aktarmış, Yunan kilise geleneğinde ise Avvakum biçimi yerleşmiştir. Yeni sinaksarionların tekrarladığı “sıcak kucaklama” yorumu, “kucaklamak” anlamındaki bir İbranice köke dayanır ve eskidir; daha Hieronymus bu yorumu benimser. Ne var ki daha yeni araştırmacılar, bir bitkinin Akadca adından gelen başka bir köken de önermişlerdir. Bu durum, İbrani Kutsal Kitabı’nın başka hiçbir yerinde geçmeyen bir adın etimolojisinin ne denli belirsiz olduğunu gösterir.
Daha ilginç olan ve peygamber biyografilerinin nasıl doğduğunu daha açık biçimde gösteren, eski kaynakların onun kökeni konusundaki anlaşmazlığıdır. Genellikle, epey ihtiyatla, Hristiyan çağının başlarına tarihlendirilen ve bazıları Kıbrıslı Aziz Epifanios’a atfedilmiş Hristiyan redaksiyonlarında korunmuş kısa biyografik notlar derlemesi olan Peygamberlerin Hayatları, onu Şimon kabilesinden ve Betzuhar tarlasından sayar; Ortodoks sinaksarionuna geçen de bu anlatıdır. Oysa Bel ile Ejderha anlatısının, yani Daniel Kitabı’na yapılan ekin eski Yunanca çevirisi, başlığında onu Levi kabilesinden İsa adında birinin oğlu olarak tanıtır. Bazı araştırmacılar bu anlatıyı, Tapınak’ta litürjik kullanımı akla getiren üçüncü bölümün mezmur karakteriyle ilişkilendirmiştir; ancak bu bağlantı bir varsayım olarak kalır. Son olarak, bazı yeni sinaksarionların kaydettiği Safat baba adı Kutsal Kitap metninde geçmez.
Aynı durum tarihlendirme için de geçerlidir. Sinaksarionlar onun faaliyetini MÖ 672 ile 650 arasına yerleştirir; ancak kitap Keldanilerden, yani Yeni Babillilerden yükselen ve tehdit eden bir güç olarak söz eder. Yeni Babil İmparatorluğu ise ancak MÖ 626’dan itibaren oluşmuş, Suriye-Filistin üzerindeki egemenliği de esas olarak MÖ 605’teki Karkamış zaferinden sonra pekişmiştir. Bu nedenle araştırmacıların çoğu kitabı ya da en azından çekirdeğini MÖ 7. yüzyılın sonuna veya 6. yüzyılın başına, çoğu zaman Yahuda Kralı Yehoyakim’in dönemine (MÖ 609-598) yerleştirirken, kimileri Yeruşalim’in Babilliler tarafından MÖ 597’deki ilk ele geçirilişinden sonraki tarihleri tercih eder.
Keldaniler çağında Tanrı’yla bir diyalog
Kitabı, sinaksarionların çizdiği, halkı putperestliği yüzünden azarlayan peygamber imgesiyle okuyan kişi şaşıracaktır, çünkü Habakkuk her şeyden önce halka değil, doğrudan Tanrı’ya seslenir. Kitap bir yakınmayla, çevresinde haksızlık ve şiddet hüküm sürerken peygamberin “ne zamana dek” duyulmadan haykıracağı sorusuyla açılır; Tanrı da yargısının aracı olarak acımasız ve atılgan bir ulus olan Keldanileri ayağa kaldırdığını söyler. Ancak bu yanıt yeni ve daha derin bir soru doğurur: Gözleri kötülüğe bakamayacak kadar temiz olan Kutsal Olan, kendisinden daha doğru olanı yutan kötüyü nasıl hoş görebilir? Peygamber bunun üzerine yanıtı beklemek için gözetleme yerine çıkar; yanıt da levhalara açıkça yazılması gereken bir görüm olarak gelir ve gecikse bile gerçekleşmesinin beklenmesi öğüdünü taşır.
Ardından beş “vay hâline” gelir: başkalarının malıyla zenginleşen, kentleri kanla kuran ve dilsiz putlara tapan zalime yöneltilmiş beş alaycı suçlama. Buradaki putlar, sinaksarion şeması açısından tuhaf biçimde, Yahuda’nın değil fatihin günahı olarak anılır. “Habakkuk’un Duası” başlığını taşıyan üçüncü bölüm, Yetmişlerin diapsalma diye aktardığı İbranice sela gibi müzikal işaretler içeren bir mezmurdur; Tanrı’nın gelişini depremler ve fırtınalar içinde bir teofani olarak betimler ve bir güven ikrarıyla sona erer: İncir ağacı çiçek açmasa, asmalar ürün vermese de peygamber kurtuluşunun Tanrısı’nda sevinecektir. Kitabın, haksızın zaferi karşısında ilahi adalet sorununu açıkça ortaya koyması onun özgünlüğüdür ve bu da modern yorumcuların onu neden çoğu zaman erken bir teodise olarak okuduğunu açıklar.
“Doğru kişi imanla yaşayacak”: bir ayet, pek çok okuma
Eski Ahit’in pek az ayeti, ikinci bölümün dördüncü ayeti kadar zengin bir sonraki serüvene sahip olmuştur ve pek azı çevirinin nasıl yoruma dönüştüğünü bu denli açık gösterir. İbranice metin, doğru kişinin sadakatiyle, yani sınav karşısındaki kararlılığıyla yaşayacağını söyler; Yetmişler ise “ὁ δὲ δίκαιος ἐκ πίστεώς μου ζήσεται”, yani “doğru kişi benim imanımla yaşayacak” diye çevirmiştir. Bu ifade kimi zaman Tanrı’nın sadakatine bir gönderme, kimi zaman da O’na duyulan iman olarak anlaşılmıştır. Elçi Pavlus ayeti Romalılar’a ve Galatyalılar’a Mektup’ta hiçbir iyelik zamiri olmadan aktarır ve imanla aklanma öğretisinin temeli yapar; İbraniler’e Mektup, eleştirel metnine göre, ayeti “benim” sözcüğü imana değil doğru kişiye bağlı olarak aktarır; yüzyıllar sonra da aynı ayet Reform hareketinin teolojik tartışmalarının merkezine yerleşecektir. Aynı birkaç sözcükte üç, hatta dört farklı ton; ama hiçbiri ötekileri geçersiz kılmaz.
Bambaşka bir okuma ise 1947’de Kumran’da bulunan ilk yedi Lut Gölü elyazmasından biri olan Habakkuk Peşeri’nde korunmuştur. Yaklaşık bir buçuk metre uzunluğundaki, on üç sütun İbranice metin içeren tomar MÖ 1. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir ve kitabın ilk iki bölümünü ayet ayet yorumlayarak onları kendisini üreten topluluğun tarihine uygular: Peygamberin Keldanileri Kittim’e, yani Romalılara dönüşür; metnin kişilerinin ardında da kimlikleri belirlenememiş olan Doğruluk Öğretmeni, Kötü Kâhin ve Yalan Adamı belirir. Yorumcunun ikinci bölümün sonunda durması, kimilerini üçüncü bölümdeki duanın başlangıçta ayrı dolaştığı varsayımına götürmüştür; ne var ki Yahuda Çölü’nden gelen ve hemen hemen çağdaş olan On İki Peygamber’in başka elyazmaları üçüncü bölümü de içerir. Dolayısıyla peşerin sessizliği, yalnızca yazarının ilgi alanlarından kaynaklanıyor olabilir.
Daniel’in çukurundan peygamberin mezarlarına
Habakkuk hakkındaki en bilinen anlatı kendi kitabında değil, yukarıda andığımız Daniel ekindedir: Bir melek, Yahudiye’de orakçılara yemek götürürken onu başındaki saçlarından tutar ve aslanların çukurundaki Daniel’i beslemesi için Babil’e taşır. Peygamberlerin Hayatları bu olayı tam bir yaşam öyküsüne yerleştirir: Nebukadnessar ülkeyi istila ettiğinde Habakkuk, Mısır sınırındaki Ostrakine’ye kaçmış, İsmail’in topraklarında yabancı olarak yaşamış, sonra geri dönüp orakçılar için yemek pişirmiş, Daniel’e yiyecek götürmek üzere Babil’e taşınmış ve olanları anlatmadan geri dönmüş, Yahudilere Tapınak’ın geleceği hakkında işaretler vermiş ve tutsakların dönüşünden iki yıl önce ölerek kendi tarlasına gömülmüştür. Sinaksarionun, onun huzur içinde öldüğü ve atalarının topraklarına gömüldüğü yolundaki ifadesi Kutsal Kitap metnini değil, bu geleneği yansıtır.
İşte bu mezarı, 4. yüzyılın sonlarında Elefteropolis Episkoposu Zebennos bulduğunu ileri sürmüştür. 439 ile 450 arasında, yani aşağı yukarı yarım yüzyıl sonra Konstantinopolis’te yazan tarihçi Sozomenos, Habakkuk’un ve Peygamber Mika’nın kutsal kalıntılarının, Büyük Theodosius döneminde episkoposa bir rüyada açıklandığını ve Elefteropolis bölgesindeki iki köyde bulunduğunu, Habakkuk’unkilerin eski Keila olan Kela’da ortaya çıktığını anlatır. Oxford Üniversitesi’nin Cult of Saints veri tabanında kalıntıların bulunuşuna ilişkin kayıt, 384’te bölgeden geçen hacı Egeria’nın bu konuda hiçbir şey söylemediğini, dolayısıyla olayların 380’lerin sonuna ya da sonraki on yılın başına yerleştirilmesi gerektiğini ve daha yeni bir önerinin bunları Zebennos’un Yeruşalim Episkoposu Ioannis ile rekabetine bağladığını belirtir. Burada şunu not edeyim: Sozomenos bu buluşları Theodosius dönemindeki Hristiyanlığın yükselişinin işaretleri olarak sunar; bu da anlatının işlevi hakkında çok şey, kimliklendirmenin tarihselliği hakkında ise neredeyse hiçbir şey söylemez.
Kaldı ki peygamber üzerinde hak iddia eden tek yer Hristiyan Filistin değildi. Batı İran’daki Tuyserkan kentinin yaklaşık bir kilometre güneyinde, konik çatılı sekizgen bir tuğla kule hem Yahudiler hem de Müslümanlar tarafından Habakkuk’un mezarı olarak saygı görür; burada mermer bir mezar taşı, yedi kollu kandiller, bir Davut Yıldızı ve peygamberin kitabından alınmış İbranice ve Farsça yazıtlar bulunur. Encyclopaedia Iranica’nın ilgili maddesi, bilimin gerektirdiği ihtiyatla, peygamberin İran’a nasıl gelmiş olabileceğini açıklayan hiçbir tanıklık bulunmadığını, Babil’deki sürgünler arasında olduğu iddiasının tarihsel bir dayanağı olmadığını ve daha 1820’lerde bir Yahudi gezginin yerel anlatıları dinleyip ikna olmadığını kaydeder. Demek ki iki ayrı ülkede, her biri kendi hacı topluluğuna sahip iki mezar ve bunların arasında, yazarının ölümü hakkında tek söz etmeyen bir kitap.
Habakkuk’un ilahisi ibadette ve ikonada
Peygamberin biyografisi gelenek alanına aitse de Ortodoks ibadetindeki varlığı gündelik ve somuttur. Üçüncü bölümdeki dua, Yetmişler biçimiyle, sabah ayininin (Orthros) dokuz Kutsal Kitap ilahisinden dördüncüsüdür ve “Κύριε, εἰσακήκοα τὴν ἀκοήν σου καὶ ἐφοβήθην” (“Rab, senin haberini duydum ve korktum”) sözleriyle başlar; Bizans ilahi geleneğindeki kanonların dördüncü odu da bunun üzerine kurulmuştur, öyle ki imgeleri yüzlerce ilahide dönüşerek yeniden karşımıza çıkar. Burada Yunanca metinle İbranice metin arasındaki fark belirleyici olmuştur: İbranice metnin Tanrı’dan işini “yılların ortasında” bildirmesini istediği yerde Yetmişler “ἐν μέσῳ δύο ζῴων γνωσθήσῃ” (“iki canlının ortasında bilineceksin”) diye okumuş, Kilise Babaları da bu ayeti Beytlehem’deki yemlikle ilişkilendirmiştir. Kutsal Olan’ın içinden geldiği “ὄρος κατάσκιον δασύ”, yani gölgeli, sık ağaçlı dağ ise ilahi geleneği için Theotokos’un (Tanrı Doğuran’ın) bir ön imgesi olmuştur; peygamberin bayramının apolitikionlarından biri de bunu tam olarak böyle dile getirir. Denizin engin sularını çalkalayan Tanrı’nın atları, aynı bayramın kondakionunda sapkınlığı batıran Havariler olarak yorumlanmıştır. Peygamberin Tanrı’nın yanıtını beklemek üzere durduğu ikinci bölümdeki gözetleme yeri ise Şamlı Aziz Yuhanna’ya Paskalya kanonunun dördüncü odunun açılışını vermiştir: “Ἐπὶ τῆς θείας φυλακῆς ὁ θεηγόρος Ἀββακούμ” (“İlahi nöbet yerinde, Tanrı’yı dile getiren Habakkuk…”). Bu ilahide peygamber, inananlarla birlikte durmaya ve Diriliş’i müjdeleyen ışık taşıyıcı meleği göstermeye çağrılır. Belirtmek gerekir ki bunlar Yunanca metnin Kristolojik okumalarıdır; kitabın özgün anlamına değil, alımlanma tarihine aittir. Bu, onları biçimlendiren gelenek açısından teolojik ve şiirsel değerlerini hiçbir biçimde azaltmaz.
Aynı alımlanmayla ikonografide de karşılaşırız. Kirillo-Belozerski Manastırı’ndaki Aziz Epifanios Kilisesi’nden gelen ve ihtiyatla Vologdalı ressam Terenti Fomin’e atfedilen 17. yüzyıl Rus ikonası, Habakkuk’u belden yukarı, genç ve sakalsız, altın zemin üzerinde koyu yeşil hiton ve kırmızı himation içinde, sağ eliyle açık bir tomarı işaret ederken gösterir. Tomardaki Kilise Slavcası yazıt, güneyden gelecek Tanrı’yı ve gölgeli dağdan gelecek Kutsal Olan’ı anlatan ayeti aktarır; burada Yetmişlerin “Taiman”ı, yani İbranicede aynı zamanda “güney” anlamına gelen yer adı, olağan anlamıyla çevrilmiştir. Böylece ressam, onca ayet arasından bunu seçerek peygamberin eline, Ortodoks ibadetinin onu Theotokos’un müjdecisi olarak andığı ifadeyi koymuştur.
Kaynaklar ve Kaynakça
- James, M. R. (1920). The Lost Apocrypha of the Old Testament: Their Titles and Fragments. London: SPCK.
- Rahlfs, A. ve Hanhart, R. (ed.) (2006). Septuaginta. Editio altera. Stuttgart: Deutsche Bibelgesellschaft.
- Soroudi, S. (2002). Ḥabaqūq, Tomb of. Encyclopaedia Iranica, c. XI, fasikül 4, s. 425.